Bumerang

11 Ekim 2014 Cumartesi

Nazilli (Arpaz-Harpasa Antik Kenti)

   



     Arpaz ,Nazilli'den Bozdoğan'a giderken yaklaşık 10 km. sonra  yolun solundaki küçük bir köy.Yoldan 1.5 km. içeriye giriyorsunuz.Bunca yıldan beri çok istediğim halde bu köye gidip Harpasa'yı  göremedim.Aslında ne kadar kötü.Türkiye'nin öbür ucuna kadar git,gör ama  hemen dibindeki güzelim yeri görme:(( Geçen hafta bir tanıdığın mevlüdüne çağrılınca  tabi ki gitmemek olmaz deyip gittik. Mevlüt bittikten sonra  köyün hemen biraz tepe yerinde olan Harpasa denilen yere çıktık. O kadar güzel bir yer ki ama içim acıdı doğrusu. Kendi kaderine terk edilmiş.Bakım yok,       en azından  restore edilse,buralara da yerli ya da yabancı turistler getirilebilir. Ülkemiz bir tarih cenneti olduğu için mi kıymeti bilinmiyor diye düşünmeden edemiyorum doğrusu. Ne olur,böyle kıymetli eserlerimizin değerini bilelim, bir daha aynısı gelmeyecek.
   
    Arpaz'da bulunan (şimdiki adı Esenköy) bu tarihi yapı topluluğu  aslında bir Karia kenti olan alanda 19. yy.da   çok geniş bir arazinin sahibi bey tarafından yaptırılmış. Aslında  şehir tepelerden başlıyor ve etrafı surlarla çevrili.Tepelerde   sadece merdivenlerinden bir kısmı görülen bir tiyatrosu da var. Bu konak ve gözetleme kulesi de bu şehrin eteklerinde yapılmış.Burası bir bey konağı.(Şimdi içinde orayı bekleyen bir aile kalıyor). Burada güvenlik kulesi,ambarlar,ahırlar,çeşme,kuyu var.Görülmesi gereken bir yer diye düşünüyorum. Yolu Nazilli taraflarına düşen olursa gelin,görmeden gitmeyin.

                                         Resimleri büyütmek için üzerine tıklayınız.

































9 Mayıs 2014 Cuma

İstanbul-Mihrimah Sultan Camii

 

     İstanbul, gezmekle bitmeyecek eşsiz doğal ve tarihi güzellikleri bir arada barındıran güzel bir şehir. Bu konuda dünyadaki başka devletlerle de hemfikiriz. Neden mi ?İstanbul'a yazın da gitsem, kışın da gitsem  hep turist kafileleriyle karşılaşıyorum.İstanbul bir dünya şehri.Benim de bu şehirde  en çok görmek istediğim yerlerin başında her zaman Mimar Sinan eserleri geliyor. Fırsat buldukça da (önceden araştırmasını yaparak) bu eserleri gezip görüntülemeye çalışıyorum. Kızımın İstanbul'da olması nedeniyle  fırsatları hep değerlendirmeye çalıştım. En çok istediğim yerlerden birisi de Üsküdar'daki Mimar Sinan eseri olan Mihrimah Sultan Camisi'ni görmekti. Ama 2 yıldan beri restorasyon çalışması  olduğu için görememiştim. Bu yıl Nisan ayında yine İstanbul'a gittiğimde restorasyonun bittiğini ve halka açıldığını görünce hemen elimde makinemle camiye girdim ve fotoğraflarını çektim.Sizlerle de paylaşayım istedim.

     Bu camiyle ilgili Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'a olan aşkı ve caminin yapılma nedenini bildiğim için  biraz daha araştırıp yazayım ve sizlerle paylaşayım istedim.
      Mihrimah Sultan 1522 yılında Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan'ın Mehmed'den sonra  ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Mihrimah'a Farsça'da güneş ile ay anlamına gelen adını babası Kanuni Sultan Süleyman koymuş.17 yaşına gelince kendisinden yaşça  büyük olan Diyarbekir Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendirilmiş.Rivayete göre o zamanlar 50 yaşında ve evli olan Mimar Sinan'da Mihrimah'a büyük bir aşk besliyormuş.Aşkına kavuşamayan Mimar Sinan bu sevgisini eserlerine yansıtıyormuş.(Bu cümle haklı olabilir aslında.Mimar Sinan'ın eserlerine hayran birisi olarak söylüyorum) Kimi sanat tarihçilerine göre, Mihrimah Sultan Külliyeleri'nin duru,gösterişsiz ve sade oluşuna rağmen içinin aydınlık olmasında Mimar Sinan'ın duygularının izleri var.Yine bir başka iddiaya göre Mihrimah Sultan'ın eşi Rüstem Paşa adına yaptığı camideki çinilerin ve süslemelerin bütün ihtişamına rağmen içinin  diğer eserlerinden daha karanlık olmasında da yine Mimar Sinan'ın duygularının izleri var.

http://nihal-seyahatname.blogspot.com.tr/2013/12/istanbul-rustem-pasa-camii.html

     Mihrimah Sultan bir gün Mimar Sinan'ı huzuruna çağırarak İstanbul'da güzel bir yerde kendi adına bir külliye yapmasını ister. Mimar Sinan'ın nereye yapalım sorusuna karşılık  ''Sen nereye istersen'' cevabını alan Sinan  1540 yılında Üsküdar'daki külliyenin temelini atar.Külliye 1548 yılında tamamlanır.
     Mihrimah Sultan 1562 yılında Mimar Sinan'ı bir kez daha huzuruna çağırır ve kendisi için bir külliye daha yapmasını ister.Yer seçimini yine Mimar Sinan'a bırakır. Mimar Sinan'da 2. külliye için İstanbul'un en yüksek tepesi olan Edirnekapı surlarının dibini seçer.Mimar Sinan'ın bu camiyi dikkat çekmeyecek, gözden ırakta bir yerde yapması ,Mihrimah Sultan'a duyduğu gizli aşkın bir yansıması olarak görülmüştür.
     Mimar Sinan bu camileri dünya üzerinde eşi benzeri görülmemiş matematiksel bir hesapla yapmıştır.
Üsküdar'daki cami etek giymiş bir hanım görünümünde olup İstanbul'un yedinci tepesinin en yüksek yerine yapılmış.Edirnekapı'daki Cami'nin kubbesi  dışarıdan bakıldığında tüm gösterişiyle  tek başına yükselmekte.Minaresi ise sadece 1 tane. Bunun nedeni olarak ta (aslında Mihrimah Sultan'ın konumu 2 minareli cami yaptırmaya müsait olduğu halde) yalnızlığını simgelemesi anlamında .
   
     Bu camilerin özelliklerine gelince:
Bu camiler güneşin doğum ve batım yerleri hesaplanarak inşa edilmiş.Yılın sadece bir günü; 21 Mart gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu bu günde eşsiz bir manzaraya sahip olabilirsiniz.İki camiyi de aynı anda görebileceğiniz bir yere çıktığınızda  Edirnekapı Camii'nin tek minaresinin arkasından güneş batarken ,Üsküdar'daki caminin minarelerinin arasından ay doğmaktadır. Bu arada 21 mart tarihi aynı zamanda Mihrimah Sultan'ın doğum günü.

     Bazı tarihçilere göre bu aşkın olması mümkün değil, böyle bir aşkın söylenmesine bile izin verilmezdi. bazılarına göre de  böyle  muhteşem iki eser ancak böyle bir aşk sonucu ortaya çıkar. Ama ne olursa olsun böyle iki muhteşem eser kazandırdığı için Mimar Sinan'a ben kendi adıma teşekkür ediyor, rahmet diliyorum.
     Gelelim caminin özelliklerine ;Kare planlı caminin son cemaat yerini 8 sütuna dayanan 5 kubbe örtmekte.tek şerefeli iki minaresi hünkar mahfeli olan camii bir orta ve iki yarım kubbeyle örtülüdür.













                                  Caminin bahçesinden   yine külliyeye ait hastaneye geçilmekte.


                                   Cami ile külliyeye ait Çocuk kütüphanesinin arasındaki sokak.

                                        Caminin yanındaki  külliyeye dahil olan çocuk kütüphanesi.
                                                         Çocuk kütüphanesi.

1 Nisan 2014 Salı

İZMİR TCDD MÜZESİ

      

     Her izmir'e gidişimde mutlaka görmediğim yerlerini önceden tesbit eder,oralara gider ve fotoğraflarım. Geçen kış İzmir'e gittiğimde bu  bu defa Alsancak'a gittim ve orada Alsancak Tren Garı'nı, Eski havagazı Fabrikası'nı ve TCDD müzesini gezerek fotoğrafladım.Ama geçen kıştan beri ancak yayınlayabiliyorum:)) 

      Müze binası 1800'lü yıllarda Aisancak'ta bir koloni olarak yaşayan İngiliz tüccarlar tarafından ticari emtia deposu olarak yaptırılmış.Başka bir deyişle Aydın-İzmir demiryolunun yapımından (1856) daha eski bir bina.Daha sonra İngiliz şirketlerinin idarehanesi olarak kullanılan bina, 1860'larda ''İzmir-Aydın  Osmanlı Demiryolu Şirketi'' yöneticisinin lojmanı olmuş.Daha sonra etrafındaki aynı yapıda 5 binayla birlikte uzun yıllar lojman olarak kullanılmış.Nice depreme ve yangına direnen bina 1990 yılında Müze ve Sanat Galerisi olarak düzenlenmiş.2002-2003 yıllarında gerçekleştirilen son restorasyonla da  üst katı tümüyle galeri, alt katı ise Müze olarak yeniden düzenlenip ziyaretçilere açılmış.